10 Kasım 2009 Salı

Bu Çocukluk Anılarım Bitmez :)

2
Ben neymişimde haberim yokmuş (!) İnsanın temelini oluşturmaya başladığı dönem olan çoçukluk dönemi birçok kişi tarafından sevilen ve asla unutulamayan dönem olmuştur.Şu yaşta bile hala çoçuk olma isteğim {bazen} bu dediklerimi kanıtlar gibi...

Şimdi düşünüyorum da "Acaba halen çoçuk kalsamıydık" ya da "Oğlum büyüdün artık bırak o oyuncağı !" sözlerinden bıkarak çoçukluğu bir anda unutsamıydık ? Bazen çoçuk olma isteği, bazen de büyük olma hissiyatı kendini gösteriveriyor nedense ? Şunu da söylemeliyim aslında. "Her insanın içinde bir çoçuk vardır" tabii eğer öldürmediyseniz :)

Şimdi ben bu yazıyı yazarken düşünüyorumda çoçukken neler yapmışım ? Hımm dur biraz ! Bak ben küçükken şunları yapmışım okurlarım :P

  • Çoçukken bolcana yaramazlık,bir asabiyet,bir agresiflik ne oluyo olum Enes ! Sincaplı oyuncağını neden fırlattın o buzlu cama ve neden indiriverdin o camı ? Nedir bu şiddet bu celal :)
  • Peki ya baban namaz kılarken neden onun tepesine çıkıverip adamcağızı hem günaha sokup( ben günahsızmışım o yaşlarda 2-3 arası büyüklerim diyor ) hemde kolunu kırıverdin ?
  • Birde apartman bahçesinde ne o havaya girmeler ? Anladık iyi oynayamıyorsun sadece kendini kandırıyorsun ama niye bunu inatla sürdüyorsun :P
  • Ya kalecilik sırasında o ayaklarını, kollarını yaralaman ? Buna ne demeli beyefendi ? Olan vücuttaki deriye oluyor. Büyüdüğünde yani şimdi yine iz kalan beden bana ait :( Bunu da geçelim:
  • Komşunun oğluyla döğüştüğünde sonradan öğrendiğin çelme takma taktiği ile (bir nevi hile) çoçuğu düşürüp, annesi balkondan baktığı zaman "Teyze şurda komşu komşuyayız, oğlunun yaptığına gelde bak" diyerek annesini galyâna getirmene ses çıkaramazsın zaten :D
  • Ve neden aklına gidip uyduğun teyzenin oğlu(kuzenin)yla sokak çoçuklarına sataşıp bir güzel dayak yediğin o günler...
  • Son olarak yolculuk sırasında arabada annene usulcana "Anne şu dağlara -----oğlueşek diyeyim mi ?" deyince annenin de sana yine usulcana " Yok oğlum ha bak ayıp olur herkesin içinde" dediğinde bağıra bağıra "-----oğlueşek dağlar, Off canıma değsin" deyipte anneni rezil ettiğin gün. Hıı döveyim mi seni :D

Şimdi bunları siz okuyacaksınız da sanki bunları benim değil bir başkasının yazdığını düşüneceksiniz. Halbuki öyle değil ben yazdım biraz farklı oldu hak veriyorum ama kesinlikle geçmişte yaşadığım izlerin bir intikamı gibi oldu sanki ne dersiniz :P

İşte çoçukluk anılarımdan bir demet. İnşallah sizleri bıktırmamışımdır bu yazımla.Hatam varsa affola...


04 Kasım 2009 Çarşamba

Ben Öldükten Sonra Bu Bloga Kim Yazacak ?

12
Aslında başlıkta düşündüğümü yansıtamadım ama söyleyeceklerim arasında buda var.Uzun zamandan beri beni düşündüren bir sorunla karşılaştım bugün. Aslında hep aklımdaydı fakat ben hep kaçtım o ise hep kovaladı ve bugün buldu beni...

İnternette bu blog sayesinde bir sürü iyi arkadaş dost edindim. Bu dostlardan, arkadaşlardan çok güzel bilgiler aldım ve kendi düşüncelerime göre işe yarayanları bloguma uyarladım.Bu blog işinin bende yarattığı etkinin bu denli olmasını doğrusu hiç beklemiyordum.

Ben sadece açayım kalsın bir kenarda hesabı açtım bu blogu.Yani aslında bir vefasızlık yapmışım kendimce.Fakat nereden bilebilirdim benim en iyi arkadaşımın bu blog olacağını...Bu blogu unutamam onu artık kendimden bir parça sayıyorum.

En kötü anlarda bile yazabileceğimiz bir blogumuz var(olanları söylüyorum).Keşke daha önceleri tanışsaydım bu saygıdeğer blog ile...

Fakat asıl mesele bu değil.Yukarıdaki cümleler sadece bir giriş yazısıydı onu ne kadar çok sevdiğime dair.Şimdi geliyoruz zurnanın zırt dediği yere:

Bu fani dünyaya bakıyorumda gerçekten sonsuz lezzetler asla olmuyor.Olanlarda sınırlı sayıda.Fakat bizi asıl mutlu eden lezzetler sonsuz olmalı diye düşünüyorum.Bu sonsuz lezzeti de burada alamayacağıma göre bu dünyadaki eşyalarıma çok fazla sahiplenemiyorum.Örnek: "Bilgisayar,yeni aldığım telefonum,Müzik çalarım,Fotoğraf makinem... vs."

Bunlar bir gün son bulacak.Bende işin sanal yanına baktım.Ben öldüğümde (ki herkese ölüm hak,herkes bir gün ölecek) bu bloga "Bu blogun sahibi Hakkın rahmetine kavuştu" ve o artık sizlerle olamayacak.İşte son yazımı kim yazacak buraya ?

Evet işte ben öldükten sonra bu bloga bu son bir elveda yazısını kim yazacak ? Düşünüyorum ama şimdilik işin içinden çıkamıyorum. Kardeşimi blog konusunda eğitmeye çalışıyorum ama onun aklı bir karış havada :P Ama ben bunu gerçekten çok istiyorum.

Neden bu kadar çok istiyorsun derseniz en azından beni bu sanal bölgede tanıyanlar ruhuma bir fatiha gönderirdi.Sizde düşünün aslında ve sorun bu soruyu kendi kendinize.Blogu kendi haline bırakmak iyi olmaz sanırım...

Bu saatte yine karamsarlığım tuttu gülümseyeceğime... Ama dünyanın sonu yaklaştıkça bende açıkçası gülemiyorum fazla. Belki çok pesimist davranıyorum ama bu anlattıklarım gerçek. Yakında yeryüzüne Deccal iner dostlar demedi demeyin.

Baştan beri okudumda ne yazdıklarımı yaza bayağı bir düşündürücü olmuş aslında.Neyse yine her zaman ki gibi fazla uzattık.Başka bir yazıyla görüşmek üzere inşallah...

28 Ekim 2009 Çarşamba

Sosyal Medya'nın Derinliklerinde Kaybolan Bloglarımız...

8

Son günlerde bu konu hakkında sıkça yazılar yazılmaya başlandı.Sorun ise hep yanı kaldı malesef. Sorun şu: 'Sosyal Medya' yani: "Facebook,Friendfeed,Twitter vs." gibi insanın yazma kabiliyetini azaltan sınırsız paylaşımların olduğu uçsuz-bucaksız bir mecra...

Bu gibi mekânlarda insan vakit öldürüp eğleniyor fakat işin cefasını biz blogcular çekiyoruz.Yanlış anlaşılmasın ben bu gibi alanları kınamıyorum aksine destekliyorum ve benimde bu kanalların çoğunda üyeliğim vardır fakat bizim insanımız bir şeyi ya kullanmayı bilmiyor ya da deyim yerindeyse "Vur deyince öldürüyorlar..."

Acı ama malesef gerçek bu yaşananlar. Peki bu durum daha ne kadar böyle sürecek? Bazen ilham geliyor bir yazı yazmak istiyorum ama son anda bu medyaların içinde bir şeyler gördükten sonra o hevesim kırılıyor ve yazmak da canım istemiyor açıkçası.

Bu konu hakkında daha çok yazmak isterdim ama friendfeed,twitter gibi alanlarda kısa yazılar göre göre uzun yazılardan bıkkınlık geldi. Yani bir blogda uzun bir yazı gördüğüm zaman çoğu kez sonunu getirmekte zorlanıyorum.Buda yeni bir alışkanlık oldu herhalde. O yüzden sizi uzun bir yazıyla canınızı sıkarak göndermek istemiyorum. Dua edelimde bloglarımız bir an önce canlansın ya da bir süreliğine bu medyaların serverları çöksün :D

24 Ekim 2009 Cumartesi

Tercih Sonrası Yaşadığım Sıkıntılar !

3
Sevgili okurlar daha önce sizlere şurada  Eskişehir'e gideceğimi söylemiştim fakat ardı ardına yaşanan olaylar zincirinde Eskişehir'e gitme olayım yattı :( Oysa kazandım gidiyorum diyerek çok sevinmiştim fakat artık o güzel şehire gidemeyeceğim. Peki ne olduda kesin gözüyle baktığım üniversiteye gidemedim ?

Ben ilk başta Eskişehir'de edebiyat bölümüne ders verdiklerini duydum ve bu bölümüde o yüzden yazmıştım fakat daha sonra bu bölüme yoğun ilgi oluşmuş ve ders vermeyeceklerini açıklamışlar. Bu habere ilk başta inanasım gelmedi fakat 'gerçekler acıdır' diye boşuna söylememişler dostlar :(

Yine umudumu kesmedim hani belki dersler yaklaştığı zaman kararlarını değiştirebilirler diye fakat bu karar kesinmiş! Nasılda sevinmiştim bulunduğum bölgeden uzaklaşacağım diye! Tabii ki her şeyin hayırlısı, ben yine umudumu kaybetmiş değilim, umudumu yitirmeye çalışanlara rağmen ! ...

Haberin kesin olmadığı zaman da bir hoca Eskişehir'den G.Antep'e gelmiş. Güya benim arkadaşımı aramış ve haftada 3 gün ders verileceğini ve ayrıca Osmanlıca dersi içinde haftada 3 saat kurs verileceğini söylemiş! Biz safız ya buna da inandık tam her şeyin bittiği zamanda...

İşte gelişmeler bu şekilde yaşandı ve tamamen hayal kırıklıklarıyla geçen 5 hafta bana adeta işkence gibi geldi.Bu devreden sonra ek kontenjan umudum vardı fakat istenilen bölümlerin olmaması ve puanın yetersiz oluşu adeta bir boşluğa itiverdi beni :( Sonrasında bu iş de yattı derken samimi bir hocamla dertleşiverdik.

Hocam dedim sevindiğim şeyler bir süre sonra beni hayal kırıklığına uğratıyor bu hayatımda hep böyle mi devam edecek diye sordum. Oda: "Olur mu Enes'cim öyle şey! Allah her kulunu türlü türlü imtihanlardan geçirir.Herkesin vazifesi farklı farklıdır.Ama O kuluna kaldıramayacağı yükü kesinlikle vermez.Sadece insanların bu başına gelenleri bu şekilde bilmesi ve sabır ile geçiştirmesi gerekir. Senin de imtihanın bu! Sana düşen sabr ve şükretmek..

Tamam dedim peki bu şekilde ben ne yapacağım hocam ? Önce sana ek bir iş buluruz eczane,avukatın yanında sekreterlik veya herhangi bir büroda çalışabilirsin dedi. Tabi bu söyledikleri işler referans verilerek gerçekleştirilecek işler.Sende tamda eczacı tipi var diyerek beni gülümsetti sağolsun :) Peki hem iş, hem ders nasıl olacak dedim.Bizde zamanında senin geçtiğin evrelerden geçtik korkma sen başarırsın bunları kolaylıkla (Benmi :P)

Yani anlayacağınız bu sene evdeyim ve hem iş- hem okul ikisini birlikte yürütmeye çalışacağım.Kitaplar Aralık ayında verilecek.Nisan ayında bir öss yeni adıyla YGS sınavı yapılacak ve bu yıl içinde  KPSS sınavıda var.Benim hedefim YGS sınavından iyi bir puanla Polislik bölümünü tercih etmek olacak. [Polislik demişken bu konuda bilgisi olanlar yorumda belirtsin lütfen. Misal: Kelimelerbenim.com sahibi Sezer hocam yorumunla bilgilendirirsen sevinirim] Polislik olmazsa KPSS sınavı var.İnşallah bu alternatifler beni bir daha üzmez!

Bu arada yeni taşındığımız eve (Yeni derken 2 ay oluyor :S) internet bağlattık. Taşındığımız ev üç katlı ve üçünde de oturuluyor.Önceden en üst kat inşa ediliyordu ve yapımı tamamlandı ve şu an 2 kiracı+ev sahibi gül gibi geçinip gidiyoruz çok şükür :) İnternet'i ben ayarladım eve. Bundan önce iki defa internet nimetini TTNET'den bağlattırmıştık fakat bu sefer farklı sistemleri düşünmüştüm bağlattırmadan aylar önce. Hatta şurada sorup durmuşum millete. Sormuşum ama yanıtlar beni pek tatmin etmemiş.

Bende diğer yöntemlerle araştırdım ve '1045' servisinden tanıdığımız  Milleni 'nin  altyapısıyla oluşturulan Doping'i seçtim.Hemde avantajlı bir kampanyaya başvurdum.Nedir peki o avantaj ?



İşte resimde görmüş olduğunuz kampanyayı seçtim ve şu anda 8 Mbps hızıyla aynı zamanda sınırsız olan bir avantajı seçtim.İlk 5 ay resimde de görmüş olduğunuz gibi 25 TL ödeyeceğiz [Bu rakamı üçe bölün çünkü interneti üç kişi kullanıyoruz] 5.aydan sonra fiyat 49 TL olacak ve bu fiyatı da yine üçe böleceğiz.Ve aynı zamanda Modem tercihinde Kablosuz+ 4 tane de kablo bağlantısı olan ZyXEL'in şu modelini seçtim.Bana göre çok avantajlı size göre nasıldır bilemiyorum :)

Birde Doping ile hız testi yaptım bakmak isterseniz:




İşte başımdan bu şekilde olaylar geçti Allah yardımcım ve yardımcınız olsun.Yazıda sanki çok uzadı he. İdare edin bu deliyi :P

18 Ekim 2009 Pazar

Nefes Filmi - "Uyursan Ölürsün..."

3

Merakla beklediğim Nefes filmi nihayet çıktı ve bizde sinemada izledik şu filmi. Film gerçekten izlemeye değerdi. Bazen komik sahnelerin,bazen de acı sahnelerde karışık film aslında siyaset için ince mesajlar veriyordu.Askerliğin ne derece zor olduğu, özellikle Güneydoğu bölgesinde askerliğin ne şartlarda yapıldığını herkese açık açık gösteriyordu film...

Film 16 Ekim'de vizyona girecekmiş bizimde bundan haberimiz yoktu.Kuzenimin haftada kullandığı bir izin günü vardı ve o günde Cuma gününe denk geldi. Bizde gidelim dedik sinemaya acaba hangi filmler gösterimde bugün diye. Şansımızdan beklediğim film 3 salonda birden izleniyordu ! Bizde bize en yakın saate biletleri aldıktan sonra beklemeye koyulduk. Nihayetinde salona girdik izlemek için.Film çok hoşuma gitti fakat en sonda o komutanın ölmemeliydi bence :)

En son sahnede oyun yaptılar komutan ile asker.Fakat bizim asker geç davranınca silahına, hem bizim komutan hemde filmdeki ismi ile 'Bulan' komutan öldüler. :( Ve o en son sahne çok tüyler ürperticiydi. Sinemanında efektleriyle sanki vurulan bizler oluyorduk :) Kalbiniz bir an bile rahatlamıyor son sahnede.Her şeye rağmen filmi çok beğendim diyebilirim.

Filmin öyküsü ve fragmanını aşağıya ekliyorum.Bence sizde durmayın bu filmi izlemeye bakın bir an önce...





Filmin Öyküsü: 

Nefes, Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir ilçedeki komando tugayında bulunan ve Karabal Tepesi’ndeki röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerin hikâyesi. Sınır nedir, neresidir bilmezdi çoğu. Emir almadıkları, emir de vermedikleri bir hayattan, her şeyi emirle yaptıkları bir hayata geçtiklerinde sınırları da gördüler. Karabal Tepe’de günlerce, aylarca beklediler.

Filmin Fragmanı:


07 Ekim 2009 Çarşamba

Aldığım Son Telefon: "Nokia N79"

12
Evet sevgili dostlar sık yazamamakla beraber, fırsat bulduğum bir yazıyı yazmak istedim.Elime geçen (yaz itibari ile çalıştığım) para ile yeni bir telefon almaya karar vermiştim ve nitekimde öyle oldu. Resimde görmüş olduğunuz telefonu aldım.Zaten en başından beri Nokia'nın 'N' serisine merak salmıştım.Bu N serisi o kadar büyük bir nimet ki yararlanmamak olmuyor :)Telefon gerçekten çok hoş herkese tavsiye ederim. N serisinin en iyi telefonlarından biri diyebilirim.

Benim için telefondan görünüm 2.plânda kaldığı için teknik özellikler daha ağır basıyor.Fakat bu telefonda hem görünüm hemde teknik özellik artık bizim deyimimizle 'full' oranda yüksek :) Hemde fazlasıyla özellikleri bir arada sunuyor. O kadar çok özellik varki hepsini incelemem 3 kere şarjını bitirip doldurmama sebep oldu :)

Aslında telefonu ilk alırken aklımda N79 yoktu. İlk başta N81 8 GB alcaktım fakat aldığım yerde bu telefon 2.elmiş ben sıfır zannediyordum.Sıfır zannediyordum çünkü telefon çok temizdi :D  Neyse fiyat konusunda anlaştık pazarlığımızı yaptık kulaklıkmış,şarj cihazıymış,yedek bataryaymış hallettik dükkandan çıktım 20 metre felan yürüdükten sonra telefona sim kartımı takayım dedim fakat o da ne !   Telefonun arka bölümündeki sim kart takma yeri elime geldi :)   Sonra aldığım yere geri döndüm ve durumu anlattım adam aynen şöyle diyor: " Onun usulü öyle zaten çıkmazsa nasıl takacaksın kartı " :)

Dedim çıkarda elinemi gelir o demir parça ? Evet dediler bu böyle kullanılıyor.Neyse dedim tamam takın kartımı kullanayım telefonu dedim. Adamlar uğraştı yapamadılar.Karşı bir mağazaya gönderdiler telefonu.Ben oturdum bir güzel mağazada 15 dakika oldu gelen giden yok! Sonra neyse adam geldi onlarda yapamamışlar. Sonra bizim süper zekâ telefonu açmaya kalktı ve açtıda. Arkamı döndüğümde 15-20 civata masanın üstünde duruyor 2-3 tane şu telefonun içi hani yeşil olan kısım adamın ellerinde :D

Adam daha diyor şimdi bunu yapar sana geri veririz, dedim allah allah ben almam onu artık.Zaten 2. eldi mereti 4. el ettiniz dedim :)  Neyse o telefon kaldı camekân da adam bana alternatif telefonları gösteriyor.Baktım bu N79 da garibim köşede  'beni al - beni al' diye masum masum bağırıyor. Tamam alıcam bu telefonu.Neyse aldık telefonu 2 yıl garantili hemde sıfır :) İçim rahat ettikten sonra içime sine sine aldım ve kullanıyorum telefonu.Gerçekten çok harika olağanüstü bir şey :)

Telefonun özelliklerini öyle şişire şişire yazarak değilde bizzat deneyerek yazıyorum buraya. Telefon 3G'li ve daha da önemlisi Wireless özelliğine sahip.Yani ben evden uzaktan bağlantı ile internete girebiliyorum.Ve şansımıza yeni evimizde çeken bir kablosuz modem varmış onu kullanıyorum :) Kamerası 5 megapiksel Video kaydını 640x480 30 fps hızında çekiyor.Gerçekten video çekimi bile çok harika.Fm radyosunun yanı sıra internet radyosuda var yani dünyadaki milyonlarca fm kanalını dinleme imkanı sunuyor.

Sensörlü bir telefon olduğundan harekete ve sese duyarlı. Yani  güneş ışığında ışıklarını kapatarak diğer nokia ürünlerinden farklı olarak şarjı boşa harcamıyor. Telefonu yan çevirdiğinizde ise şöyle bir görüntü orataya çıkıyor.Daha fazla özelliğini ise bu adresten okuyabilirsiniz.

Daha önceki telefonu soracak olursanız o telefonu satmak zorunda kaldım bu telefonu almak için :( Yani o telefonu buna feda ettim :(  Ama hayırlısı her işte bir hayır vardır derler.Bu arada yorumlarınızda "Hayırlı olsun" dan ziyade bu telefon ile karşılaştırabileceğiniz telefon özelliklerini ya da önerilerinizi yazarsanız bilhassa daha mutlu olurum :)

Şuda telefonun arka kısmı:

 

© 2007-2009 | Enes ve Blog'u | Blogger'a Uyarlayan:Technolizard| Daha Fazla Ayrıntı İçin Kullanım Şartlarını Okuyun...