24 Mart 2017: Cuma
Gölge

Evvel Zaman İçinde, Kalbur Saman İçinde…

Bu yazı 3 sene [3 seneden daha eski de olabilir] veya daha önce yayınlanmış olduğundan; görülen linklerde, resimlerde veya kodlarda hata olması çok olası. Herhangi bir hata ile karşılaşmanız durumunda bana buradan bildirebilirsiniz. Anlayışınız için teşekkür eder, keyifli okumalar dileriz :) Enes İLHAN
Kendimce 11 Şubat 2012 1 1.707  
Bu Kişisel Blog'da 550 kategori'de yazıya yazılmış adet değerli yorumlarınız bulunmaktadır..

Evde ailenizin yanında olmak çok güzel bir olayken zaman geçtikçe aslında pekte iyi olmuyor. Ailenizin yanındaki o rahatlık, bilgisayar başında sizin o vurdumduymaz tavırlarınız, evin içinde biri sizinle konuşurken onu dinliyormuş gibi yapıp halbuki tüm benliğinizle o pc’nin içine gömülmeniz çok da bizlere uzak olan bir kavram değil.. Bunu birçok kişi yapmıştır. Çünkü bizler gelenek olarak geçmişten gelen bir özelliğimiz olan bir odada bütün işler yapılır mantığıyla büyüdük. Biz kışın cayır cayır odun sobası yanarken aynı zamanda ders çalışan çocuklardık 🙂 Zamanla bu özelliğimizi kaybetsekde geçmişimizi biliriz az-çok evelallah..

Fakat artık devir değişti. Ne o eski odun sobalarını görür olduk ne de hep birlikte bir oda da yapılan şeyleri.. Hatta hatırlıyorum da önceden tandır denen bir alet de vardı. Bizde değil ama bir akrabamızda vardı. Görünce şok olmuştum küçükken. 9 veyahut en fazla 10 yaşlarındaydım o zamanlar. Baktım küçük bir tahtadan masanın içine 67 insan ayağını uzatıveriyor. “Sende koy ayaklarını üşümüşsün dediler“.. Bende uzattım sonra ayaklarımı içine. Çok değişik eski zaman bir sistemdi bu. İçinde fırından alınmış ve köz haline gelmiş bir ateşin sonradan külü oluşturduğu tatlı bir sıcaklıktı o… Aslında sıcak olan külün yanında insanların samimiyeti de ayrı bir kızdırıyordu ayaklarımı..

Biz işte böyle odun sobalarıyla büyüdük. Biz öyle şömine felan hiç görmedik hayatımızda. Bizim ya odunlu sobamız yada ihlas küçük elektrikli sobamız vardı iki gözlü.. Zaman işte her şeyin ilacı derler ya aynen de öyle. Neler değişti zamanla, neler.. Biz küçükken öyle zengin felan değildik, hiç olmadık da çok şükür.. Bizim evimizde olmadı hiç kendimize ait ama bu da çok güzeldi benim için. Hâla da öyle yine kendimize ait bir evimiz yok bizim. 20 yıldan beri biz hep kirada oturduk. Böylesi sizin için bilmem ama benim için çok daha iyi oldu. Düşünsenize bir tane kendinize ait var ve yıllarca aynı mekan aynı insanlar bir süre sonra bıkacaksınız. Ama bizim öyle değildi işte. Kira kira semt semt gezdik durduk küçüklükten beri..

İyiki de böyle olmuş diyorum. İnsanın kendine ait bir evi olması tabi ki güzel ama dediğim gibi ben bu durumdan hiç şikayetçi değilim. Bu şekilde bir sürü insan, bir sürü farklı mekan görmüş oldum oturduğum yerlerde. Hangi ev sahibinin insan, hangisinin gaddar olduğunu öğrendim zamanla… Zorla da evden çıkarıldık, kendi isteğimizle de evden çıktık ama çok şükür kötü bir olay başımıza gelmedi öyle.. Babamın kaç defa bir yerleri kırıldı ama o pes etmedi. Sadece bizler için durmadan çalıştı adam. Her oğul veya her kız kendisiyle ilgilenen, kendisiyle bir arkadaşmış gibi konuşabilen bir baba ister. Bende istedim ama olmadı. Malesef herkes öyle bilinçli ve şanslı bir babaya sahip olamıyor.

Annenizi mi daha çok seviyorsunuz babanızı mı dediklerinde ben hep annem dedim.. İkisini de çok seviyorum diyen ib*elere de hiç inanmadım. Tembihlerle ikisini de çok seviyorum denilen lafa da küçüklüğümden beri kılımdır.. İçin neyse dışında bir olmalı dimi arkadaşım ? Baba ile konuşamıbilirdik ki baba diyelim ? Babamızı elbette çok seviyoruz ama bu şarttı be baba… Senle konuşmayı, içimi sana dökmeyi çok istemiştim ben… Ama olmadı işte ne sen yakınlık gösterebildin bana ne de ben.. Ne sen sarılabildin büyüdükten sonra bana ne de ben.. Her neyse diyerekten kendimi teselli ederim hep. Çünkü çoğu kişi böyle bir babaya sahip değil bunu biliyorum en azından..

Evet bazen aşırı iyi niyetten kaybettik. Hatta çoğu zaman da kaybetmeye macbur bırakıldık. Başkaları gibi olamadık biz. Çünkü biz geçmişimizi bilen, Osmanlı ecdadlarını tanıyan nesillerdik.. Her ne kadar kitaptan da öğrenmiş olsak biz sanki yüzyıllar boyunca aynı yerde yaşamışız gibi gelirdi bana hep.. Çünkü onların hoşgörüsü, yardımseverliği illa yaşanmış olması gerekmiyordu. Çok manidardır ki biz ne Peygamber gören bir nesiliz ne de Osmanlı büyüklerini gören bir nesil.. Biz görmeden inananlardanız sayın okur görmeden inananlardan… İnsan gözüyle görmediği bir şeye nasıl inanabilir ki tezini çürüten bu iki olay bizi çok da şaşırtmamalı bence..

Daha yazacak çok şeyim var sayın okur ama inanın sizi sıkmak istemem. Uzun uzadıya yazılar yazmak benim huyum değil. Uzun yazıları ben okuyabiliyorum bazen ama herkesin benim kadar sabrı olmayabilir. Bugün içimden geçen, geçmişimi hatırladığım bir günün muhasebesini yaptım kendimce, dilim döndüğünce.. Aklıma arada böyle gelir işte geçmişte yaşadıklarım. İnşallah sabırla okumuşsunuzdur. Okuyan yüreğinize, yorduğunuz gözlerinize sağlık.. Esen kalın efendim..

Bu yazıdan önce yazmış olduğum "Yarın Sunum Yapıcam :---:" başlıklı yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

Enes ILHAN

Herkese Merhabalar, ben Enes İLHAN. Gaziantep'te doğdum, Adana'da Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünü okudum ve 2012'de mezun oldum. Askerliğimi uzun dönem olarak, { acemiliği Ankara/Mamak'ta , usta birliğini ise Hatay/İskenderun'da } yapıp bitirmiş bulunmaktayım. Şimdi ise hayata atılmanın çabası içerisine girmiş bulunmakta olup iş bulma derdindeyim.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir