29 Mart 2017: Çarşamba
Gölge

Sevginin Aydınlattığı Karanlık..

Bu yazı 3 sene [3 seneden daha eski de olabilir] veya daha önce yayınlanmış olduğundan; görülen linklerde, resimlerde veya kodlarda hata olması çok olası. Herhangi bir hata ile karşılaşmanız durumunda bana buradan bildirebilirsiniz. Anlayışınız için teşekkür eder, keyifli okumalar dileriz :) Enes İLHAN
Özgün Yazılarım 20 Nisan 2009 7 3.209  
Bu Kişisel Blog'da 551 kategori'de yazıya yazılmış adet değerli yorumlarınız bulunmaktadır..

Herkese Selamlar.Biliyorum uzun zaman yazamama huyu bana da belirdi sanırsam.Bu konuyu ayrıca yazmak gerekli bence.Sanırım bu isteksizlik Bahar ayından olsa gerek. İçimden hiç yazmak gelmiyor ama güzel gördüğüm şeyleri paylaşma prensibini aklıma getirerek yazacağım bu yazıyı.Yazacağım bu yazı dershanemizin vermiş olduğu testlerin arkasında motivasyon ağırlıklı yazılar.İçlerinden bir tanesi çok hoşuma gitti gerçekten düşündüren bir yazı.Uzatmadan yazıyı yazayım hemen.Yazıyı sonuna kadar okuyanlardan Allah razı olsun.Çünkü biraz uzun bir yazı.

Otobüs yolcuları, elinde beyaz bir baston taşıyan genç kadının otobüse binişini sempati ile izlediler. Basamakları geçti, boş olduğu söylenen koltuğu el yordamıyla buldu, oturdu, çantasını kucağına aldı.Bastonunu koltuğa yasladı.34 Yaşındaki Susan, bir yıldır görmüyordu.Bir yanlış teşhis sonucu görmez olmuş, birden karanlık bir dünyanın içine düşmüştü. Artık hayatta tek dayanağı kocası Mark’tı.Mark, hava kuvvetlerinde subaydı. Susan’ı bütün kalbiyle seviyordu. Susan gözlerini kaybedince ona yeniden güç kazanması, kaybettiği güvene yeniden sahip olması için ona yardım etmeliydi. Susan, yine kendi kendine yeterli olduğuna inanmalı, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmeliydi.

Sonunda Susan’ı işine dönmeye ikna etti. Peki, ama evden işe nasıl gidecekti? Genelde otobüsle giderdi.Mark, kendi işi tam aksi yönde olduğu halde her sabah arabasıyla onu işe bırakmayı önerdi. İlk günler Susan kendini rahat hissetti. Mark da “Görmüyorum, artık hiçbir işe yaramam!” diyen karısını çalışmaya başlattığı için mutluydu. Ama bir süre sonra Mark, işlerin iyi gitmediğini fark etti. Başkasına bağımlı yaşamın Susan’ı mutlu etmesi mümkün değildi. İşe eskiden olduğu gibi kendi başına otobüsle gitmeliydi. Ama Susan hâla o kadar hassas, o kadar kırılgan, o kadar öfkeliydi ki ne yapabilirdi ?  “Otobüs” lafı ağzından çıkar çıkmaz Susan öfkeyle haykırdı. “Nasıl yaparım? Görmüyor musun ben körüm! Nerde olduğumu nereden bilirim, nereye gittiğimi, nasıl anlarım? Galiba sana ağır gelmeye başladım, beni başından atmaya çalışıyorsun.”

Duydukları Mark’ın kalbini fena hâlde kırdı. Ama ne yapacağını biliyordu. “Her sabah ve her akşam otobüsü arabayla takip edeceğim. Sen bu yolculuğu tek başına yapmaya hazır olana dek sürecek bu.” Tam iki hafta Mark, Susan’ın otobüsünün arkasından gitti. İki hafta hanımına diğer duyularını nasıl kullanacağını anlattı. Özellikle duymanın pek çok sorunu çözeceğini izah etti. Kulakları ona nerede olduğunu söyleyebilirdi. Otobüs şoförü ile ahbap olursa, her şey kolaylaşır, şoför her gün ona önde yer ayırırdı.

Nihayet Susan yolculuğu tek başına yapmaya hazır olduğunu hissetti. Pazartesi sabahı geldi. Ayrılırken otobüsün geçici eskortu kocasına, hayattaki büyük dostuna sarıldı. Gözleri yaşla doluydu Susan’ın. Kocasına öyle teşekkürle doluydu ki onun sabrı, sadakati, desteği ve sevgisiyle umutsuzluk uçurumundan nasıl çıkmış, nasıl yeniden hayata dönmüştü.”Allahaısmarladık!” dedi kocasına ve ayrıldılar. Kendini hiç bu kadar iyi hissettmemişti, başarıyordu, tek başına başarıyordu.. Cuma sabahı, Susan her gün ki gibi otobüse bindi, bilet parasını uzattı şoföre. “Sizi kıskanıyorum bayan” dedi şoför.

“Neyimi kıskanıyorsunuz benim.” diye sordu şoföre. “Sizin kadar sevilmek, bu kadar şefkat ve sevgiyle korunmak çok hoş bir duygu olmalı bayan!” dedi şoför. “Nasıl yani?” dedi Susan. Bir haftadır, her sabah yakışıklı bir subay köşede duruyor ve siz otobüsten inene kadar izliyor. Yolu kazasız geçmenize bakıyor, ofisinize girene kadar oradan ayrılmıyor. Sonra size bir öpücük yolluyor, elini sallıyor ve yürüyüp gidiyor. Siz çok talihli bir kadınsınız bayan. Mutluluk gözyaşları Susan’ın yanaklarından akmaya başladı. Ve birden hatırladı Mark’ı hiç görmüyordu ama bir haftadır yanında olduğunu hem de öyle kuvvetli hissediyordu ki..

Talihli, gerçekten talihli idi. Öyle bir armağan vermişti ki hayat ona, “görmekten” daha değerliydi. Bu armağanın varlığına inanması için görmesi gerekmiyordu. ” Çünkü: Sevginin Aydınlatamayacağı Karanlık Yoktu..

Bende sorarım size:  “Günümüzde böyle Sevgi varmıdır?

Bu yazıdan önce yazmış olduğum "Yanlışlıkla Annemin Ayağına Basınca Olanlar Oldu 🙂" başlıklı yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

Enes ILHAN

Herkese Merhabalar, ben Enes İLHAN. Gaziantep'te doğdum, Adana'da Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünü okudum ve 2012'de mezun oldum. Askerliğimi uzun dönem olarak, { acemiliği Ankara/Mamak'ta , usta birliğini ise Hatay/İskenderun'da } yapıp bitirmiş bulunmaktayım. Şimdi ise hayata atılmanın çabası içerisine girmiş bulunmakta olup iş bulma derdindeyim.

7 Yorum Yapılmış

  • Enes İLHAN

    Ben hiç sanmıyorum Rana günümüzde böyle bir sevgi olacağını.Her şey karşılıklı olmuş,”Karşılıksız Sevgi” kavramı giderek yok oluyor ülkemizde ve dünyamızda malesef. Neyse bu konuyu nereye çeksen oraya gider.Ayrıca yorumun için teşekkür ederim..

  • Ay-sima

    Niyet, (iyi veya kötü) bir amelin içimize ektiğimiz tohumu veya temelidir… Tohum olmadan meyve ummak ne mümkün…

    İçimizi ne kadar halis ve güzel niyetlerle doldurursak, o derece arınırız… Zamanla da çevremize yayılır nurumuz… Zİra hiçbir niyet, düşünce ve duygu yoktur ki zaman içinde dışarı akmasın ve kendine uygun bir yaşam aramasın… Kendine uygun yaşamı çekmesin kendine…

    niyetler amelleri, ameller de niyetleri destekliyor… ikisi de birbirinin nedeni oluveriyor zamanla…

    saf, çıkarsız karşılıksız sevgiyi istiyorsak bunu önce biz sunalım, biz böyle olalım halimize, niyetimize görede karşımıza çıkacak mıknatıs gibi insan kendi nasılsa öyle kişiyi de eninde sonunda çeker kendine…

    selam ve dua ile

  • Necmiye

    Bu hikayeyi daha önce okumuştum.

    İnsanların her ne halde olursa olsun, eskiden neyken ne hale geldiysen bile şükretmelerini ve eksik yanlarıyla dert yanmak yerine, diğer güzel yanlarıyla hayata bağlanmayı, kendine güvenmeyi, kendisiyle ve çevresiyle barışık olmayı, eksik yanlar varsa bile diğer varlıklarla yinede hayata kaldığı yerden başlayabileceğini anlatan güzel bir hikaye.

    Yalnız hikayede zaman, bir hafta değil normalde bir yıl diye biliyorum ben. Orda belirtilen zamanın uzun olması önemli. Adam karşılıksız olarak sırf sevdiği için günlerce, aylarca Onu gözleyip, sevgisini karısı görmesede hissetmesi için yanından ayrılmıyor.

    Sorduğun soruya cevap vereyim Enescim..

    Ben yaşadım bu karşılıksız sevgiyi ve sevdiklerimede yaşatmaya çalışıyorum. Bence insanoğlu dünyada var olduğu sürece bu duygu var olacaktır. Yeterki sen iste ve göstermek için çabala. Bak o zaman olduğunu göreceksin…

    Paylaşımın için teşekkürler.

  • Enes İLHAN

    @Necmiye
    Olabilir belki de 1 yıldır.Dediğin mantıklı aslında bu hafta değil de anca yıl içinde olabilecek bir şey.

    Sorduğum soruya verdiğin cevap çok güzel fakat herkesin karşısına sizin gibi insanlar çıkmayabilir ablacım.Yukarıda verdiğim cevapta böyle bir sevginin kesinlikle
    olmayacağını
    söylemişim ama o o an ki düşünce hali ile öyle demiştim.

    Ama böyle bir sevgi kesinlikle var.Ama çok az ve sınırlı sayıda…

    Asıl ben teşekkür ederim zahmet edip parmaklarını ve beynini yorduğun için 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir