Hayat

Hayat, hepimiz için bir soru işareti. Cevabı belli olmayan, olsa da cevaplanamayan zaman…
Kimimiz soruları umursamadan önüne geldiği gibi yaşıyor hayatı, ya da hedef belirleyip ona yöneliyor büyük anlamsızlıklar içinde. Kimimizse daha ilk soruda takılıp kalıyoruz, ilerleyemiyoruz bir türlü. Zaten mevcut olanlar yetmezmiş gibi bir de kendimiz çoğaltıyoruz soru işaretlerini. “Bir manası olmalı” deyip, virgül koyuyoruz anlamsızlıklar arasına. Düşünüp bir cevap bulur gibi olduğumuzda da “Hayır! Bu da değil sanırım” deyip ünlem koyuyoruz bu kez ‘acabalar’ arasında.

Bu kadar uğraşın ardından bir şeyler değişir diye beklerken, bir de bakıyoruz ki değişen hiçbir şey yok. Yalnızca işaretler değişmiş. Biz aynı yerde kalakalmışız. Sorularsa almış başını gitmiş Sen de benim gibi misin? Benim gibi ağlıyor musun kimi geceler yalnız başına. Gecenin siyahını içine çekiyor musun derinden,son nefesinmiş gibi? Dünyaya açılmayan gözlerin ağrıyor mu ,sanki bütün hayatı sen omuzlamışsın gibi? Ve sevdiklerin geliyor mu aklına?Yaptığın hataları tekrar mı yapıyorsun sil baştan? Ve her hatanın sonucunu bütün kalbinle yaşıyor musun? Sevmediğin insanlara yaptığın hatalar geliyor mu aklına kimi geceler? Sanki hiç düşünecek bir şey yokmuş gibi. Hayattaki satırlarını ne yazacağını bilmeden mi yazıyorsun yoksa. Boşluklar içerisinde yüzüyorsun demek ki sen de benim gibi…
Eminim sen de benim gibi yalnızlığı kucaklıyorsun. Değersiz insanlara en değer verdiğin şeyleri söylüyorsun.
Sen de benim gibi kolay unutuluyor musun yaşamda?Arkada kalan ,silinmesi kolay bir iz misin sen de?Sen de diğerlerinden farklı olduğunu hissediyor musun karanlıklar içinde?

Beni seven insanlar vardı diyor musun, her geçen gün onlardan uzaklaştığını sezerek ?Yolda ne yapacağını bilmeden mi yürüyorsun?Her nefes alış verişin karanlıkla mı renkleniyor?Sevdiklerin geliyor aklına,biliyorum.Ve her sabah güneş yeniden doğacak sevdiklerin geldikçe aklına.Her yeni doğan güne merhaba diyeceksin,ama akşamları her zaman seveceksin.
Sen de benim gibi misin? Roadrunner’la Wile E gibiyiz hayatla. Roadrunner hep bir adım önümüzdeki hayat,biz de onun peşinden koşturan çakal. Sürekli kovalayıp duruyoruz, tuzaklar kuruyoruz elimize geçirmek için. Tanıyıp anlamak için mi, yoksa alt etmek için mi uğraşıyoruz bilemiyorum; ama ikincisi olsa gerek. Düşman gibi görüyoruz çünkü, ezeli rakibimiz hayatı. Ama her alt etmeye çalıştığımızda o kazanıyor. Kimi zaman kurduğumuz tuzaklara kendimiz düşüyoruz, kimi zaman bombalar elimizde patlıyor. Kimi zamansa uçurumun kenarındayken hayat, dağ yıkılıyor, o ise ayakta kalıyor. Siz yerle yeksan olup “Bu da olur mu?” derken, o tepeden size bakıp dalgasını geçiyor ve yoluna devam ediyor Ama gözden kaçırdığınız bir şey var; sizin zamanınız sınırlı. Onun ise… Zaman zaten onun elinde. Vakit geç olmuş, uyku vakti gelmiş.Yenilgiyi kabullen bari. Son adımlarını atıyorsun. Barış imzala hayatla. İmzala ki son dakikalarını olsun akıl oyunlarına harcama. Varsın anlamsız olsun. Vaktin doldu. En azından şu kısacık zamanını anlamsızlığın içinde gülerek tamamla.

Şöyle bir düşündüm de bizim hayatımız neydi acaba? Bir roman mıydı, bir hikaye miydi, yoksa bir denemeden mi ibaretti? Ya da okunmaya, yazılmaya değmeyen tek düze hayatlardan biri miydi? Bir yerlerde sıkışmış, tozlanmış, unutulmuş hayatlardan biri. Biz kendi hikayemizi unutup, başkalarının hikayelerine kapıldık. Kendimize bir cümle ekleyemeden başkalarının romanlarına cümle olduk. Hem de kurallı, hatasız, mükemmel cümleler… Kimsenin açmadığı sayfalarımızı biz de yalnızlığa terk ettik. Nefret ettik kendi romanımızdan. Sarı saman yaprağa basılmış hayatımızdan utandık. Başkalarının birinci hamur, lüks ciltlere basılmış hayatlarına özendik. Teker teker yırtıldı sayfalarımız. Kimi ayaklar altında kaldı, kimi çöpe atıldı, kimi rüzgarlarla savrulup gitti. Kimi ise bir fakirin sofrasında zeytinin peynirin ambalajı oldu. Belki en mutlu anımız buydu. Kimsenin okumaya tenezzül etmediği romanımız yarım yamalak bir okumayla o fakirin ağzında hayat bulmuştu. Ama biz buna bile şükredemedik.

Bu yazıdan önce yazmış olduğum "Hayata Güzel Bakmak..." başlıklı yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

Herkese Merhabalar, ben Enes İLHAN. Gaziantep'te doğdum, Adana'da Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünü okudum ve 2012'de mezun oldum. Askerliğimi uzun dönem olarak, { acemiliği Ankara/Mamak'ta , usta birliğini ise Hatay/İskenderun'da } yapıp bitirmiş bulunmaktayım. Şimdi ise hayata atılmanın çabası içerisine girmiş bulunmakta olup iş bulma derdindeyim.

4 yorum

  1. Necmiye   •  

    Hayat bazen o kadar garip ki canım kardeşim beklenmedik anda gelen olay, üzüntü, sevinç, hüzün, ödül, ceza, sevgi, aşk, kıskançlık, nefret, kin, öfke, durgunluk, tebessüm, ağlama, gülme, dua, isyan, kötülük, iyilik vs. vs.. sanki bunların hepsini bir tek ben yaşıyorum sanırsın. Aslında insanların ruhundaki manevi çöküş devrelerinde, insani değerlerini kaybetmekle insan düşünme, algılama, anlama yeteneğini hayatta kaybettiğine inandığı için “en anlamlı yaşayabildiğin hayat bile sana çok anlamsız gelir”. Çünkü sen düşünme yeteneğini kaybettiğin an hayatta artık kaybetmeyi göze almışsın demektir. Ve bu yüzden hiçbir şey sana tat vermez. Asla tebessüm edemezsin. Hayatının her anında güzelliği ve iyiliği düşündüğün de hayat senin için saniyeleri bile harika denecek kadar mutlu huzurlu bir yoldur. Yürürken rengarenk en anlamlı en dolusunu en güzelini yaşadığına inanır kalbin.. İşte o zaman hayatında acabalar, keşkeler var olmaz. Sadece ben bunu yaşadım, gördüm öğrendim öğreteceğim diyen olursun ve başına ne gelirse gelsin ne yaşarsan yaşa hala hayata gülümseyen ve hala yaşamaktan keyif almak için hayatı anlamaya çalışan bir insan olursun..!! Ve yaratıcına içten gülümseyip sana şükürler olsun YA RAB der tebessüm edersin…

  2. Enes(Admin)   •  

    Evet Necmiye abla gerçekten çok haklısın.Bu hayat bazen Acı bazen Tatlı oluyor.Bu hayatı “Acı” ya da “Tatlı” yapmak bizim elimizde aslında.Hayatta bir şeyler üstüne üstüne geliyorsa demek ki yanlış yaptığımız bir şeyler var.Hayat her zaman tatlı olmuyor.Bu hayatın acı yönleri oldukça fazla ama mutluluğun formulünü bilmeyenler için geçerli bu dediğim.Mutlu olabilmeyi başarabilen bir İnsan her ne kadar acı olay olursa olsun bir şekilde yine kendi kendine tebessüm edebilir veya gülümseyebilir.(Tıpkı senin gibi:) Bunları yapamayan insanlar yani:”Ah! Vah!” diyen kişiler en mutlu anlarında bile kendilerini mutsuz edebilirler.Ben mutluluğun formulünü İslam dininde buldum çok şükür.Benim bu söylediğim özneldir.Her insan farklı farklı olaylarla kendini bir şekilde mutlu edebilir.Kimi Gitar çalarak,kimi Top oynayarak,kimi Ders çalışarak,kimi Tenis oynayarak…vs.vs kendini mutlu edebilir.Yeter ki kendini mutlu eden şeyleri doğru olarak seçsin.Sözün Özü “Mutluluğu Bulmak” bunu yaparsan mutlusun demektir ve o anda da belki de tebessüm ediyorsundur.Rabbim inşallah bizi bu Dünya’da ve Ahiret’te inşallah hep mutlu eder.O ne derse O Olur.Yorum bıraktığın ve düşüncelerini bu denli net bir şekilde ifade ettiğin için Teşekkür ederim canım ablacım benim.Allah senden ve hepinizden razı olsun…

  3. Anonymous   •  

    I wonder what Winfred will change about that?

  4. Anonymous   •  

    I'm thrilled you wrote this..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Sorusu ? * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.