Bir Namaz Hikayesi

Metehan mütevazi bir ailenin oğluydu. Normal bir öğrenim hayatı sürdürüp liseyi tamamladıktan sonra Üniversiteyi Açık Öğretim Fakültesinde okumak ve bu sayede kendi ayakları üzerinde durarak çalışmayı amaçlamıştı.

Nasip olmadı okulunu tamamlayamadan bırakıp askere gitmek zorunda kaldı. Etrafındakilere göre siyasi sebeplerden askere gitmişti. Kendisine göre ise hak bildiği yolda yürümesine izin vermedikleri için askere gitmişti.

Askerden döndüğünde Adana’da iş imkanı bulsa da Adana dışına çıkmayı tercih etti.
Gurbet ellerde 5 yıl kadar çalıştı.5 yıl içinde hayatında birçok değişiklik oldu. Evlendi ve bir oğlu oldu.

Bu zaman zarfında bekarlıkta edindiği bütün kötü alışkanlıklarını bıraktı. İçkiyi, sigarayı , zinayı , kötü arkadaşları hepsini birer birer terk edip mütevazi bir aile babası olma yolunda ilerlemeye başladı.
İşlediği bütün günahlardan tövbe etti. Pişmanlık duyarak tüm günahları için gözyaşı döktü.

Artık vakitlerinin büyük çoğunluğunu ibadet ile geçiriyor kalan zamanında ise ailesine vakit ayırıyordu.
Babasının ‘’ Abdestsiz dolaşma’’ tembihini ancak 15 yıl sonra yerine getirebiliyordu.
Babası çok sıkıntılar çekmiş, çarıklı erkâni denilebilecek bir kişilikti. Babası kitap okumayı ve şiir yazmayı çok severdi.

Bu iki güzel hasletini oğluna da aşılamış ve ne vakit bir araya gelseler ya sabahlara kadar kitaplardan söz ederler ya da birbirlerine şiirler okumuşlardır.
Babası türlü sıkıntılar çekmiş ancak çektiği her sıkıntının kendisi için bir imtihan olduğunu bir an bile aklından çıkarmamıştı.

Hanımından ötürü çok muzdaripti, kendisi ne kadar anlayışlı ve hoşgörülüyse hanımı yani Metehan’ın annesi de bir o kadar zıt bir karakterdi. Metehan annesini şu kısa cümle ile özetleyebiliyordu. “Alnı secdeden kalkmayan bir adamın alnı secdeye gelmemiş karısı”…

Metehan ne zaman bu durumdan şikayet edecek olsa babası ona Nuh Aleyhisselam’ın hanımını anlattı, ne zaman karşı çıkacak olsa ona başka örnekler verdi. … ve öyle bir an geldi ki Metehan’ın annesi eşini terketti. Bu haberi ilk duyduğunda üzüntüden bütün gece uyuyamadı. Annesi Metehan’ın yanına gelmiş ve “artık bitti babanı terkettim, bir daha geri dönmeyeceğim” demişti. Bu sözler bütün gece Metehan’ın kulaklarında çınladı.

Annesi babasına günü birlik oğlumuzun yanına gidiyorum diyerek evden çıkmıştı. Babasını henüz terkedildiğinden haberi dahi yoktu. Bu kötü haberi babasına söyleme görevi Metehan’a kalmıştı.
Gece boyunca düşündü. Annesi ile hanımı da pek anlaşamıyordu. Metehan’ın hanımı da kayınvalidesinden az çekmemişti. Hanımı ile annesini de baş başa bırakamazdı. Annesini aynı şehirde yaşadığı dayısına bırakıp eşi ile oğlu birlikte Adana yollarına düştü.

Nihayet kavurucu sıcakların hüküm sürdüğü bir Haziran akşamında Adana’ya vardılar. Gecenin bir yarısı oğlunu, gelinini ve torununu kapıda gören baba sevincinden yere göğe sığamaz olmuştu. Metehan hemen söyleyemedi babasına birkaç gün geçti ve nihayet “Baba annem bir daha dönmeyecekmiş” diyebildi güçlükle..

Metehan’ın babası sanki biliyormuş gibi ‘’hayırlısı be oğlum’’ dedi kısık bir sesle…
İçinde fırtınalar kopan bir adamın nasıl dingin bir deniz gibi durabileceğinin örneğini sergiliyordu babası… Metehan 1 hafta kadar babasını yanında kaldı ve bu süre içerisinde babası git gide hastalanıyordu. O nu bu halde bırakıp dönemezdi. İznini uzattı ve babasını yalnız bırakmadı.

1 ay kadar bir zaman geçmesine rağmen babası iyileşmiyordu. Doktora gidip geliyorlar , türlü türlü ilaçlarla tedavi oluyordu ama bir türlü iyileşmiyordu. Metehan bu süre içerisinde haddinden fazla iznini uzattığı için işten çıkarıldığı haberini aldı. Bir Ramazan bayramına günler kala işten çıkarıldığı haberinin gelmesi Metehan’ın belini büktü. Henüz 6 aylık olmuş oğlunun ihtiyaçları, babasını tedavi masrafları derken üç kuruşluk birikimi de tükenmişti.Allah’a sığınıyor ve yalnız ondan yardım diliyordu.

Adana’da iş aramaya başladı. Günler geçti henüz bir iş bulamamıştı. Önceki işinde yönetici konumunda çalışıyordu ancak yeni bir işe girip yönetici konumunda bir iş bulmak oldukça zordu. Nihayet bir tanıdığı vasıtasıyla bir fabrikada yöneticilik için bir açık olduğu haberi geldi. Derhal gidip iş başvurusunda bulundu. Olumlu geçen iş görüşmesinin ardından beklemeye koyuldu. Beklediği haber bir türlü gelmiyor, günler su gibi akıp geçiyordu. İhtiyaçlar üst üste biniyor ve her geçen gün karşılanması imkânsız hale geliyordu.

Artık başka bir iş aramak için yollara düştü. En sonunda bir Mobilya Fabrikasında üretim elemanı olarak iş buldu. Gerekli evrakları tamamlayıp Pazartesi günü iş başı yapmak için sözleşildi. Günlerden Cuma idi… İş görüşmesinden iş bulmuş olmanın verdiği mutluluk ile doğru Cuma namazına koştu. Cuma namazından sonra gerekli evrakları tamamlamak için resmi daireleri dolaştı ve nihayet evrakları tamamladı. Artık hava kararmış ve eşi telefon da endişeli bir ses ile ne zaman geleceğini soruyordu. “Birazdan evde olurum inşaallah” dedi.

Eve geldi gününü eşine ve babasına anlattı. Babası “Oğlum sen yönetici idin şimdi bir üretim elemanı olarak , fabrika işçisi olarak çalışmak ağırına gitmeyecek mi?” dedi.
Metehan “hayır baba neden ağırıma gitsin , iş iştir. Çalıştıktan sonra masa başında otursan ne makine başında çalışsan ne” dedi.
Metehan yıllardır eli klavyeden başka iş görmemişti. Böyle beden gücü ile çalışmak ona zor gelecekti.

Nihayet Pazartesi oldu. Eşiyle birlikte sabah namazını kıldıktan sonra güzel bir kahvaltı yaptılar. Metehan eşiyle vedalaşıp işe doğru yola çıktı. Servise bindi ve yeni işinin başına geçti. Ustabaşı ona yapması gerekenleri anlatı. İlk gün olduğu için çok ağır iş vermeyeceklerini söylediler. Tempolu bir çalışmanın ardından saat öğlen olmuş ve yemek saati gelmişti. Usta geldi ve “Hadi gel yemeğe gidelim” dedi. Birlikte yemeğe gittiler. Yemek esnasında biraz sohbet ettiler. Yemekten sonra bahçeye çıkarken Metehan “Usta öğlen namazının vakti girdi, namazımı nerde kılabilirim” dedi.

Ustabaşı bıyık altından gülerek “burada namaz kılamazsın” dedi. Böyle bir tavır beklemiyordu Metehan… “Neden” diye sordu. Usta başı elini Metehan’ın omuzuna koyarak “Bak Metehan , burası bir iş yeri , patronlarımız ne kadar çok üretim çıkarsa o kadar çok memnun olur ve bizleri o kadar çok memnun ederler. Namazını evde kılarsın , bizim patronlar namaz kılanlara pek iyi bakmazlar” dedi. “Namaz kılanın kötü neyi var ki” dedi. “Kötü bir şey yok elbette ama müsaade etmiyorlar” dedi Ustabaşı. Metehan “olmaz usta benim namazımı kılmam lazım , gerekirse patrona kadar çıkar derdimi anlatırım” dedi.

Usta başı eliyle büyük bir binayı işaret etti. “Git , patron o binanın en tepesinde oturuyor” dedi. Metehan hiç tereddüt etmeden sert adımlarla binaya doğru ilerledi. Kapıdan girdi ve danışmada ki güvenliklere patron ile görüşmek istediğini söyledi. Güvenlik patronun sekreterini aradı , sekreter patrona bilgi verdi ve patron Metehan ile görüşmeyi kabul etti.

Asansörde 9. Katın düğmesine bastığında ayetel kürsü okumaya başlamıştı bile. Nihayet patronun odasındaydı. Görkemli bir masa da oturan patron ve üzeri toz içinde kalmış bir işçi karşı karşıyaydı.
Patron “buyur” dedi. Metehan “Efendim ben sizin fabrikanızda bu gün işe başladım. Öğlene kadar elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.

Öğlen olduğunda öğle namazı vakti girdiği için namaz kılmak istedim ancak ustabaşı bir türlü müsaade etmedi. Ben de son çare olarak sizin yanınıza geldim. Ben namaz kılmak zorundayım. Gerekirse öğlen yemeğine çıkmayayım , yada akşam 30 dakika 1 saat geç bırakayım işi ama yine de namazımı kılabileyim” dedi.

Patron -“namaz senin için bu kadar mühim mi?” dedi.
-Çok mühim dedi Metehan…
Patron “Biz namaz kılmaya müsaade etmiyoruz. Namazı suistimal edenler çok oluyor” dedi.
“Ben mesai saatimden çalmak için istemiyorum bunu , kılacağım 10 dakikalık namaz için fazladan 2 saat bile çalışabilirim” dedi.

Patronun yüzündeki sert ifadeyi hiçbir çözüm önerisi yumuşatmıyordu. “Bizim şartlarımız böyle, namaza müsaade etmiyoruz. Ya namaz kılmadan çalışacaksın, ya da işi bırakacaksın evinde oturup namaz kılacaksın” dedi yüzündeki sert ifadeyi çare bulmuş bir çizgiyle süsleyen patron.
Tamam, o halde işi bırakıyorum” dedi Metehan.

Metehan “yarım günde olsa bana iş verdiğiniz için teşekkür ederim.” dedi. Patron yarım günlük çalışmasının karşılığını muhasebeye uğrayarak alabileceğini söyledi ancak Metehan “ben namaza hürmeti olmayan bir işverenin parasını almam değil yarım günlük yarım asırlık param olsa almam” dedi. Arkasını döndü ve çıktı. Soyunma odasına giderken kara kara düşünüyordu. Şimdi ne olacaktı, bir gün önce iş bulduğu için sevinen eşine bu gün işi bıraktığını nasıl söyleyecekti.

İş kıyafetlerini çıkardıktan sonra , işyerinden ayrılıp sokaklarda yürümeye başladı. Çukurova’nın kavurucu yaz sıcağı zerre merhamet göstermeden Metehan’ın tenini kavuruyordu. Asfalttan yüzüne vuran bunaltıcı sıcağın etkisiyle öfkesi an be an artıyordu. Aklına şu hadis-i şerif geldi “Öfkelenince abdest alınız..

Kafasını kaldırıp etrafı bir süzdü pek de iyi bilmediği bu semtte bir minare aradı gözleri ve uzakta bir yerde bir minarenin ancak ucu görünüyordu. Yönünü camiye doğru çevirip hızlı adımlarla ilerlemeye başladı, her adımın ayağının yere vuruşunda “Allah” diyordu. “Allah, Allah, Allah, Allah” bir sağ bir sol bir sağ bir sol her adımda bir Allah zikri..

Dilini damağına yapıştırıp kalbe Allah dedirtebilmeye çalışmak Allah Dostlarının terbiye yöntemlerinden birisiydi. Nefsi adam etmenin yollarından birisi de dili susturup, kalbi konuşturmaktı. Bu düstur üzerinde camiye vardı. Şadırvanda güzel bir abdest alıp, Öğle namazını kıldı. Namaz bittikten sonra ellerini göğe kaldırıp şöyle dua etti.

Allah’ım sen yerlerin ve göklerin sahibisin, senin rızan için sıkıntıya düştüm, sen benden razı olasın diye işimden vazgeçtim. Senin için neyi terkettiysem hep bana daha iyisini nasip ettin. Senden daha iyisini de değil, beni sıkıntıdan kurtaracak bir kapı açmanı istiyorum. Bu dualarımı âlimlerin, evliyaların, ermişlerin, erenlerin, dervişlerin, sevdiğin kulların, Peygamberlerin, meleklerin ve âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Ve sellem Efendimizin yüzü, suyu, hürmetine kabul Eyle Allah’ım” diyerek dua etti ve gözlerinden yaşlar süzülmese de dolu dolu olan gözlerindeki yaşlar kan olup yüreğine damladı.

Camiden çıkıp ayakkabılarını giyerken her zaman aklına geldiği gibi Peygamber Efendimizin ayakkabılarını giyerken önce sağ ayakkabısını giydiğini hatırladı. Bismillah diyerek önce sağ sonra sol ayakkabısını giydi. Camiden henüz çıkmıştı ki cep telefonu çaldı. Rehberinde kayıtlı olmayan bir numara arıyordu. “Efendim” diyerek açtı telefonu.

Günlerdir yöneticilik açığı olan firmadan arıyorlardı ve saat iki de gelmesini söylediler. Cep Telefonundaki saate baktı , saat 13:30’du.. Hemen bir dolmuşa binip o istikamete doğru yola çıktı. Yolda dualar ediyordu , ayetel kürsüler okuyordu. Nihayet gelmişti. Dediği gibi saat ikideki randevuya yetişmişti. İnsan Kaynakları müdürü ile görüştü, İnsan Kaynakları müdürü Metehan’a “seni birazdan İşverenimiz ile görüştüreceğim” dedi.

Birlikte birkaç kat merdiven çıkıp büyükçe bir kapıdan büyükçe bir odaya girdiler. İçeri girdiğinde 50’li yaşlarda normal görünümlü birisi gördü. Tavırlarından ve etrafındakilerin saygısından patronun o olduğu kolayca anlaşılıyordu. Patron ayağa kalkıp Metehan’a “hoş geldin” dedi. Hoş bulduk diyerek gülümsedi.

Kendisine gösterilen yere oturdu. Patron insan kaynakları müdürü tarafından önüne bırakılan başvuru formunu incelemeye başladı. Başvuru Formunda Metehan ismini okuduktan sonra “Evet Metehan eli yüzü temiz birisin. Başvuru formunda da epeyce meziyetli olduğunu görebiliyorum ancak bizim için yüz güzelliğinden ziyade kalp temizliği, meziyetten önce iş ahlakı önemlidir. Anladığım kadarıyla her türlü bilgisayar programını kullanabilecek kapasitedesin ve daha önce yöneticilik tecrüben var. Bizim için bunlar yeterlidir. Müdürümüz sizinle daha önce birkaç kez görüştü. Ve bana olumlu kanaatlerini bildirdiler. Yüzünüze bakınca benimde kanaatim olumlu” dedi.

“İlk etapta sana fazla bir maaş veremeyeceğiz 1000 lira ama sigortanı hemen yapacağız, servisin, yemeğin ve hafta sonu tatilin olacak” dedi. “Eğer bu şartları kabul edersen hemen başlayabilirsin” dedi. Metehan yüzündeki ifadeyi değiştiremiyor ama yüreğindeki bunaltıcı efkar git gide un ufak olarak yok olmaya başlamıştı.

Senin bizden bir talebin var mı” dedi Patron… “Metehan , evet var deyince oda da bulunanların hepsi şaşırdı.” -“Ben namaz kılarım ve mesai saatlerim içerisinde yer alan vakit namazlarımı bir de haftada bir gün Cuma namazlarını kılmak isterim, namazlarım için harcadığım vaktin daha fazlasını alışmaya razıyım, isterseniz akşam işi birkaç saat geç bırakabilirim, dilerseniz haftasonu da çalışabilirim yeter ki namazlarımı kılabileyim” dedi.

Patron gülümsedi, memnuniyeti yüzündeki tebessümden okunabiliyordu. “İstediğin zaman namaz kılabilirsin , her Cuma iki tane servisimiz Cuma namazı için kalkar” dedi ve yüzündeki memnun ifade ile şunları ekledi. “Namaz kılanı Allah sever , Allah’ın sevdiğini bizde severiz” dedi…

Metehan yarın işbaşı yapmak üzere sözleştikten sonra içini kaplayan huzur ile adımlarını aheste aheste atıyor ve her adımda kalbine yine Allah dedirtiyordu.

Eve döndüğünde mutlu haberi ailesi ile paylaştı. Metehan mutlu , ailesi mutluydu.

Hamdolsun…
Bu yazı srgz.blogspot.com‘dan alınmıştır.

Bu yazıdan önce yazmış olduğum "Şom Ağızlı.." başlıklı yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

Bu Yazıya Emoji İle Tepki Ver?

  • Beğen
  • Muhteşem
  • Hahaha
  • İnanılmaz
  • Üzgün
  • Kızgın

Herkese Merhabalar, ben Enes İLHAN. Gaziantep'te doğdum, Adana'da Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünü okudum ve 2012'de mezun oldum. Askerliğimi uzun dönem olarak, { acemiliği Ankara/Mamak'ta , usta birliğini ise Hatay/İskenderun'da } yapıp bitirmiş bulunmaktayım. Şimdi ise hayata atılmanın çabası içerisine girmiş bulunmakta olup iş bulma derdindeyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Sorusu ? * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.